21 Haziran 2012 Perşembe

Nisa Bebek Hoşgeldin

   Bu hafta doğacak olan yeğenim, bizi daha fazla merakta bırakmak istemediğinden olsa gerek  6 gün erken, geçen perşembe  doğdu, gece gelen doğum haberinin ardından ertesi gün  İzmir'e uçtum, Maşallah bebeğimiz çok sağlıklı ve çok şeker bi'şey, sürekli uyumak istiyor, gözlerini araladığında olağanca şebekliğimizle Ben, "halacııımmm" Abim " kızııımmmm", Ablası "kardeşiiimmm" nidaları ile bebişi sevmeye  çalışıyoruz.

   Annesinin tek derdi çektiği ağrı ve sancılara rağmen kalkıp yavrusunun memeye alışması, bir an önce sütleri ziyan olmadan onun beslenmesi...

   Hal böyle olunca dünyaya alışmaya çalışan bebeğin gözüyle bakınca bizlere, çekilir dert değil valla bu sıcakta.

Yavrum içinden kesin şunları söylüyordur;

   "halacım diye diye benim altımı temizlemeye çalışan bu kadın kafayı sıyırmış olmalı, çok dikkat etmem lazım ona , Annemle ablama da yapıp taktırdığı "Nisa'nın Halası" yazan  şu salak tacı yoksa niye taksın ki kafasına, Bir daha ki sefere çişimi tam suratına yapayım da uzak dursun şimdilik benden, biraz büyüyünce de çaresine bakarım, böyle  hala oldum diye kendini kaybedenleri himaye altına alsınlar, salmasınlar dışarı, allah muhafaza, bugün bana yarın sana..."



   " Babam güzel kızım benim, diyen şu adam  da sanırım bazı geceler hissetmediğimi zannedip kafama tak tak vuran zatı muhterem baba olmalı, Tokmakcı göstericem gününü sana bi gün,  intikamımı geceleri seni uykusuz bırakıp, sabah işe yorgun göndererek alıcam.. Kızlar babalarına düşkün olur derler de şimdi bu kıtıbiyoza mı düşkün olucam yani ben, Bana mı sordun da giydirdin Göztepe tulumunu, fanatik manyaklar, çıkarın üstümden, bak yoksa ağlarım şimdi..."



   " Bu annem olmalı, sesinden tanıdım, ya anne yaa... iyidik güzeldik ne oldu aramız bozuldu, kordonla direk gönderip, beni besliyordun, şimdi koca memelerini ağzıma sokacağım diye uğraşıyorsun, uykumu bölüyorsun, sen yap yine bir güzellik bana ilerde söz, topuklu ayakkabılarını, rujlarını fazla ziyan etmem, yaparım bende bir kıyak sana"

   " ooooo... bunlarda dedeler ve büyükanneler, şimdi acaba hangisi bayramda daha fazla harçlık verecek olan, ona göre arada gülümseyeyim ona. Önce De de de de de.. demeyi öğrenmem lazım, Bak o zaman nasıl yaptıracağım istediklerimi hepsine... "


   "Hah işte bu da aramızda 7 yaş fark olan ablam Nilsu, beni çok seviyor, evin krallığı ondayken üstüne geldim, onu fazla kızdırmadan, Yatakta babayla anne arasına nasıl sıvışılır, numaradan ağlama teknikleri gibi tiyoları öğrenmem lazım, ben artık evin küçüğüyüm nede olsa.



   Hadi artık göbeğimde düştü, Kırkımı mı, yirmimi mi bekleyeceksiniz beklemeyin, gezmeklere gidelim, yumurtalar toplayalım... 

   Ama önce ele avuca sığsam beni sıkıp, perişan edecek  hala denilen manyak kadını İstanbul'a bi  gönderin özlesin biraz beni...


halan şimdiden çok özledi seni...


15 Haziran 2012 Cuma

Kahve Yapım Kursu - Türk İslam Eserleri Müze Kafe -




Arkadaşlarla buluşmuşuz, içimizden biri " Türk İslam Eserleri Müzesinin Kafesinde Kahve Yapım Kursu Veriliyor" demesinin ardından
"Kahvenin kursumu olur, bi oyumuz eksikti " diye şakalaşmaya başladık.
Arkadaşımız ; "Ama fal bakmayı da öğretiyorlarmış" deyince
Hep bir ağızdan;  "Hemen gidelim,  ne zaman toplanırız, ayarlayalım..." 
Herkesin boş olduğu bir ortak gün telaşına düştük.

Ah bilseydim daha önce, kız istemeye geldiklerinde 40 kişiye dağıttığım kahveleri, 
Yengeye, ablaya, anneye yaptırıp servis yapmak yerine, kendim yapar. 
" Kızımızın kahvesi de pek güzel olmuş" dediklerinde oğlan tarafı,
Babacığım da gerine gerine gururla 
" Kahve kursuna gitti kızımız, bunun  ilimini irfanını gördü, Hatta mastırlı" diyebilseydi.

Tatil dönüşü biz gidilecek eğitimler listemize aldık bu aktiviteyi, 
Ama benden önce gidip öğrenmek isteyen olursa diye hemen aktarmak istedim.


Sultan Ahmet'te  Makbul ve Maktul olan Damat İbrahim Paşa Sarayı'nın içinde yer alan 
 Türk İslam Eserleri Müzesi içindeki Müze Kafe'de 

"Bilkent Kültür Girişimi" (BKG)  ile "Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları Derneği" iş birliği ile düzenlenen aktivite de Yerli ve Yabancı Turistlere Geleneksel Türk Kahvesinin Yapımı ve Sunumu,  
en iyi şekilde tanıtılmaya çalışılıyormuş.

ve 

hatta  "GELENEKSEL TÜRK KAHVESİ EĞİTİMİ SERTİFİKASI" veriliyormuş.

Fal bakma eğitimi de yanında hediyesi sanırım; ki zira fal olayı olmasa benim pek gidesim gelmezdi. Eğlence deyince akan sular duruyor çünkü.

Taksimde "Beğenmezsen paran iade" diye kapı önünde müşteri çekmeye çalışan fal kafelere 1 bilemedin 2 kere para kaptırmışlığım var, zaten beğenmemezlik yapmayasın diye bir döktürüyor, bir döktürüyor ki ablalar, abiler.. ( Kızzzz.. Kısmetin var, şöyle uzun boylu, esmer, Kadir inanır gibi, ama saçları dökülmüş : )

Şimdi MÜKEMMEL TÜRK KAHVESİNİN NASIL yapıldığını öğrenelim...

Alıntıdır:
Taze kavrulmuş kahve çekirdekleri, çok ince toz haline getirilmek için öğütülür.


Her porsiyon için bir tepeleme tatlı kaşığı kahve, boş ve kuru olan cezvenin içine koyulur.


Arzu edilen miktarda şeker ilave edilir.


Her porsiyon için bir kahve fincanı oda sıcaklığında su cezveye ilave edilir.


Cezve ateşin üzerine yerleştirilmeden önce malzeme iyice karıştırılır. Ateşin üzerine yerleştirildikten sonra ise kesinlikle karıştırılmamalıdır.


Cezve düşük ayarda olan ateşin üzerine yerleştirilir.


Eşit köpük dağılımı için ilk kabarmada, köpük cezveden taşmadan cezve ateşten kaldırılır ve köpüğü eşit şekilde kahve fincanlarına dökülür. İkinci kabarmada, ateşten alınan kahve birkaç saniye dinlenmesi için bekletilir. Köpük dağıtımı için uygulanan eşit döküm, kahvenin geri kalanı için uygulanır.''


Kahvede lezzet transferinin geçmesi için en az 6 dakika pişirilmesi ve telvenin çökmesi için de piştikten sonra birkaç dakika beklenmesi gerekiyor.


Fala inanmayın, Falsız da kalmayın, 
fincanı iyice sallayın ki, yüreğiniz kabarık çıkmasın, 
Bol bol önü açık yollar, kuşlar, devlet kapıları görünsün, 
ama asla at çıkmasın, At murat'tır, Murat'ta Benimdir bilesiniz.

(kulağım çınlamaya başladı: birileri "Al murat'ınıda başına çal mı" dedi :))





Türk İslam Eserleri Müzesi  Pazartesi hariç her günü 09:00 –17:00 saatleri arasında açık

Web sayfası :  http://www.tiem.gov.tr/



14 Haziran 2012 Perşembe

Hala Oluyorum - Lohusa Tacı -DIY-

Haftaya Salı Günü bir minik daha katılacak aramıza, ailemize...
2. kez Hala Oluyorum..

Tatil zamanına denk geldiği için doğumu, doya doya vakit geçirebileceğim için mutluyum. 

Hala olmak demek, ilk göz ağrımız Nilsu'dan biliyorum, 
Memlekete gider gitmez herkesten önce onu görmek, doya doya sarılmak istemektir. 
"Ala bana ne getirdin" diyeceğini bildiğiniz için günler öncesinden hoşuna gidecek şeyleri alıp paketletmek, 
kokoşluğu size çektiği için kendinize aldığınız kolye, bilezik, incik boncuğun aynısından ona da almaktır.

Bayramda, seyranda cüzdanı dolu olmak zorundadır halanın, Öyle bi mendil, 2 şekerle kandıramazsınız onu. 
2 günlük hafta sonu tatiline bile gitseniz, yapışık ikiz gibi gezmektir her yeri.

Halaaaa.. nerdesin, 
Banyodayım halacım, bekle çıkıyorum şimdi, 
eee aç kapıyı bende giricem. 

kanından kan, canından candır... 



Şimdi 2. yiğenim Nisa'nın doğumu için salona yayılmış durumdayım. Her yer kırpıntı dolu,
LOGUSA TAÇLARI hazırladım üçümüze...

Arkası yapışkanlı sünger  EVA larla  isimleri kesip yapıştırdım, arkasını tül ile süsleyip, slikon tabancası ile aldığım taçların üstüne sabitledim. 

Benimkiler İnternette gördüğüm keçe ile yapılanlardan büyük oldu sanırım, 
Ama olsun şanımız yürüsün büyük kafalara büyük taç yakışır:)













Bir Blog Keşfi -onthewayagain-




Bazen reklam yayınlarından , geriye kalan okuma listemde araya sıkışıyor sevgili onthewayagain ama bulup hemen koşuyorum sayfasına.

Zaten  Beyhan'ı, Dipnot tablet dergiden takip ediyordum her hafta. Geçen günlerde de keşfettim blogunu. Blogger olduğunu görünce boncuk bulmuş gibi sevindim:)) Ben yaratıcı  ve özgün ürünler çıkaran  insanların hayranıyım.

Hem yazar, Hem çizer, Çocuklarla ilgili atölye çalışmaları yapan  Kendine has bir tarzı olan biri Beyhan.

Çok beğeniyorum, hatta kendi çizim denemelerimi bana  yaptırmaya imrendirecek kadar çok.


Büyük Ev Ablukada, Lilililer..


Benim Tadına doyamadığım, hatta evlilik yıl dönümümüz de bile Romantizmi bir köşeye bırakıp, İzmir'den gelip ucaktan iner inmez Murat'ı kapıp göterecek kadar çok sevdiğim bir gruptur Büyük Ev Ablukada.

Bilgi Üniversitesi Santral Kampüs içindeki KREK'te çok sık sahneye çıkarlar. Hepimizin "Yalan Dünya" dizisinden tanığımız salak Orçun'u, Bartu Küçükçağlayanaslında bir Kafiye canavarıdır. 

Şarkıların pek çok bölümünde spontan, içinden ne geliyorsa onu söyleyerek ustalığını gösterir, eğlendirir.



Kendilerine taktıkları lakapları ile, Ses ve gitarda Canavar Banavar, ses, gitar, klavye ve bazen davulda Afordisman Salihins, hissiyat-ı istesem çalarım ama kaydıma bakarım’da Balon Suyla da Dolar, gitarda Ben tek Siz hepiniz, bass’ta Bariton, davulda Gelicem Nerdesin, ses’te Galvaniz Gel biraz ve bazen ver bi laf bazen ver bi ses’te Baksen Oyalama’dan oluşan bir grup BÜYÜK EV ABLUKADA...


Ben kendim, kendi  Lilililer' imi  üretiyorum arada...

bili bililerle... farelilerle..  lalelilerle... kenelilerle.. sineklilerle... hilelilerle..servislilerle... terliklilerle... yüreklilerle... çiçeklilerle... çileklilerle... zehirlilerle... açık tenlilerle.... harelilerle...

OFFF TIKANDIM, 

YARDIM EDİN, EL VERİN,

BEYİN FIRTINASI YAPALIM...



13 Haziran 2012 Çarşamba

Öğretmenden Satılık Bilgi

 


Ben de enerji patlamaları dün itibari ile başladı, Meclis koltuğunda oturan büyüklerimizin "Ne Yapıyorsunuz ki Siz Öğretmenler" dedikleri mesleğimde ben, güne yayılacak enerjinin %80 90 civarını  sıkıştırılmış Zip programı gibi 5 saatte tüm dikkatimi vererek işimde harcıyordum.

   Seminer dönemi başladı, 1 Temmuza kadar okulların boş koridorlarında ben tepiniyorum şimdi çocuklardan daha çok. Mesele sınıfta çocukları yanlız bırakma endişesi olmadan kahvemi içiyorum doya doya, tuvalete gidip ihtiyaç görmek bile zordur bizim branşta çünkü tenefüsümüz yoktur.

EVET VÜCUDUN ALIŞTIĞI TEMPODAN ÇIKMASI, ENERJİ PATLAMASI YAPIYOR YILIN ŞU GÜNLERİNDE BİZLERDE... 

   Geçtiğimiz haftalar okulların Pikniğe gittikleri bir sezondu kapanmaya yakın, Blogger annelerini neşeyle kocaman bir gülümseme ile okudum, hepsi ağız birliği etmiş gibi  " offf kafam şişti çocuk gürültüsünden, velilerin dedikodularından" diye hayıflanıyorlardı.

(traş köpüğü ile rahatlama çalışması ilk dakikaları, şimdilik temiziz, son dakikaları varın siz hayal edin:)

   O ne ki efendim, kafanız şişer, başınız döner, biri çişim geldi der gider, dönmeyince koşturur gidersiniz bakmaya, biri hep kalemini kaybeder, diğeri ben kesemiyorum diye üzülür, en şirin gülümsemenizle " olur mu çocuğum ne güzel kesmişsin, daha iyisini yapabileceğine inanıyorum" diye motive bekler...

   Her sene mutlaka uyum sorunu olan bir iki öğreciniz allah tarafından sizi sabrınızı denemek için gönderilir. Kızların saçını çeker, oyuncak fırlatır, çocuğa yardımcı olabilmek için önce velisine yardımcı olmanız gerekmektedir, veli zaten uçmuş gitmiş başka dünyalardadır ki çocuk bu hale gelmiştir.

    Yıl sonu gösterisi zamanı gelir, Masraf olmasın diye LCW den 10-20 TL. lik gömlek, etek seçersiniz, Tek bir veli eteği beğenmez " ben bunu beğenmedim alırsam çöpe atarım " der,

   Siz nazikçe "Başka bir kıyafet giydirin o zaman çuval giyseler yakışır çocuklara, bizim için onların sahneye çıkması önemli" dersiniz,  veliye yetmez galyana getirmeye çalışır diğer velileri,
 
 " 8 aylık emeğimin karşılığı bu mu şimdi" dersiniz kendi kendinize ...

   AMA YILMAZSINIZ... 25'i ile tek tek özenle ilgilenip, etkinlikleri yetiştirip, sağ sağlim annelerine teslim edip, evinize ablak gibi gidersiniz, kafanızı toplamanız 2 3 saat alır.

    Bir Öğretmenin en büyük hediyesi VEFADIR, bunlar büyüyüp adam olacak elimizi öpmeye gelecekler deyip, hüzünlenirsiniz...


   Tatilimiz fazla görünür bazılarına, Evet fazladır, ama sorun bi niye fazladır,

   Çünkü yorgunluklar atılıp Ağustos ayı başında "artık okul açılsın, okul açılsın, okul açılsın..." laflarıyla başlarız sıkılmaya, mızmızlanmaya...  Çocuklardan çok bizler bekleriz açılış gününü hevesle.

   O motivasyonla... Allah ne verdiyse yine bir enerji, yeni bir soluk, tüm yılı güzel bir şekilde bitirme çabası...


   Malum okullar kapanınca  anne babalar okul arayışı içine girdiler, benim nacizane fikrim şudur ki, Okul değil  Mutlu bir Öğretmen seçin. Okulların güzelliği, temizliği idareciler ve siz velilerin gönlünden geçen bağışlarla alakalıdır.

   Sizlerin bütçeleri kadar okullar personel alımı yapılabilinir, tuvaletler mis gibi kokar, sınıf donanımları arttırılır.

   Hepimiz milli eğitim öğretmeniyiz, En güzel okula da verseniz, Öğretmenden verim alamaya bilirsiz, çünkü seçmece değiliz, kendi isteğimizle atama yoluyla o okula gideriz.



   Öğretmen benim gözümde önce SEVGİ DOLU , VİZYONU OLAN, SABIRLI, TEŞVİK EDEN, insandır.

   Çocuklarınız için Sevgisini Esirgemeyen, Mücadele eden, Hep olumsuzluklardan bahsetmek yerine , Bardağın dolu kısmını da görebilen,  Çocuklara okulu, kitapları, öğrenmeyi sevdire bilmektir öğretmenlik, Çocuğunuzun Matematiği Türkçesi iyi olmayabilir, ama okula gitmek istememesinden, nefret etmesinden  daha kötü bir durum değildir.

   Ne mutlu bana ki çevremdeki meslektaşlarım, öğretmenliği layıkı ile yapan insanlarla dolu, Ben hala çok şey öğreniyorum onlardan.

   şimdilik bana müsade uufff çok uzun yazmışım...

   Beni bir süre Buralarda Görürsünüz görmezsiniz bilmem, Ben o İzmir senin, bu Yunan Adaları benim, o mojito senin, bu Rakı Balık sofrası keyfi benim, günümü gün edeceğim. Bilgisayarımı Götüremezsem arada cep telefonundan giricem.

   Sevgiler, Saygılar, Mutlu Günler....






11 Haziran 2012 Pazartesi

Pizzacı Kapıyı Postsuz Çalar...


    Her seferinde aynı şeyi yapıyorum, AKILLANMIYORUM... Bir daha pizza siparişi vermek yok.

   Ben bu pizza şirketlerinden şikayetciyim arkadaşlar. Üstüne basa basa Ticket la ödeyeceğiz dediğim halde, makinası gelmemiş, kredi kartı ile ödeyeyim dedim, postun içinde kağıt bitmiş, Ee... nakitimde yoksa ne yapacağım.
   Sen bana pizza getirdin, tabak boş gönderilmez deyip evdeki pişirmeye vaktimin olmadığı fasulye poşetini mi çıkarıp vereyim buzdolabından...

   Bundan yıllar evvel bir bayram zamanı  Pizza zincirleri olan bir şubeden  sipariş etmiştim , 2 saat geçmiş gelmemiş. Ee öküz değiliz haliyle insanlıktan nasibimizi aldık, çok yoğun olabilirler dedim ses çıkarmadım.

  Ama gelen yemeğin yenecek tarafı yok, soğumuş, lastik gibi olmuş patatesi, pizzası... telefon açtım, nazikce durumu izah ettim...

   Demediler ki "biz size yenisini gönderelim", beni hala oyalıyorlar...

Azarlanır gibi yediğim laflardan karnım öyle doydu ki ... İnat ettim merkezlerini aradım ben de...

   Telefonu açan beyefendiye durumu anlattım, o da bana " Haklısınız hanımefendi, para veriyorsunuz o kadar, Müşteri memnuniyeti önemli, siz yeteri kadar anlayış göstermişsiniz..." adamın ağzından bal damlıyor derken,

Bana haklısınız diyen bir allahın kulu çıktı diye, Ben de bir mutluluk, bir mutluluk sormayın gitsin...

Adımı soyadımı telefon numaramı not ederken kendisi,  Şimdi tek telefonu ile bana pizzayı gönderttirecek diye düşündüğüm YETKİLİ KİŞİ ye  soruyorum " peki ben kiminle görüşüyorum" diye..


"Ben buranın bekçisiyim, yetkililer geldiğinde ben notunuzu ileteceğim " diyor ve ben huzurlarınızda paşa paşa mutfağa gidip yumurta kırıp, ekmekte yok evde, etimek peksimet ne bulduysam karnımı doyuruyorum.
Diyeceğim o ki,  Çok seviyorsan pizzayı,
Ya kadın gibi kadın olup hamurunu kendin açıp malzemeye boğacaksın, 
Ya da difrize hazırlarından  1 2 tane alıp atacaksın...

KİME DEDİM, KENDİME...




9 Haziran 2012 Cumartesi

Bebek Şenlikleri -Haziran 2012-



Arkadaşım  Aysun, "Bebek Şenliklerine gider miyiz", dediğinde "olur gideriz nerde?" diye sordum. 
"eee Bebek'te" deyip gülümsedi. Ben bu şenliği ilk defa duymuştum, Bildiğimiz bebişler için yapılan bir aktivite sanmam da normal o zaman...

Cıngıl cılgın insan, her yerde birbirinden güzel, el emeği göz nuru tasarımların sergilendiği standlar, 
Güzel bir gün geçirdik.


















Bunlarda Şenlik Ganimetlerim...

 

                     Ayakkabımlarıma uyumlu renklerde bileklikler aldım. 


Yazın denizde kullanmak için peştemal aldım, Bunlar 2 senedir çok moda oldu sahillerde biliyorsunuzdur.

 Modasından çok ağır havluları taşımak yerine aynı kapasitede su çekmesi ve valizlerde yer kaplamaması açısından çok işlevsel buluyorum peştemalları.



8 Haziran 2012 Cuma

GEZ-GİLLER -HIRVATİSTAN- Dubrovnik

Gezimizin 4. gününde Dubrovnik'e ulaştık, aracımızı burada kiralama şirketinin bir şubesine teslim edeceğiz. Denizle birlikte duygusallaşmış numarası yapıyoruz, 2 hatun arabanın arkasında yayıla yayıla sefa sürdük 4 gündür, keyfimiz pek iyiydi.

              Franjo Tudman köprüsüne yaklaşmak üzereyiz. Birazdan üzerinden geçip şehre gideceğiz.








Dubrovnikte otel yerine ev kiraladım Booking.com dan, Akşam karanlıkta ara sokaklardan geldiğimiz için nerede olduğumuzu tam idrak edememişiz, ama sabah dalga sesleri ile uyanınca, ve hele hele şu manzara ile karşılaşınca insan...

 evimiz, deniz görüyordu, tam dibindeydi.. 




Sokak Müzisyenlerini çok seviyorum, Ve hatta dans bile ediyorum...





 deniz&barış


 Kaya plajı, adı bu mu? değil tabiki, Kayaların tepesine beach club yapmışlar, ohhh keyifteler, ama bu dalgada nasıl denize girilir ordan... bilemedim ben pek onu...




Yağmur başlamak üzere olduğu için 3 adalar turuna gidemedik,
Cavdat adasına gidin küçük Monte Carlo gibi dediler, pehh.. keklediler bizi..


Dönüşte denizde dalgalardan dolayı perişan olmayalım dedik, otobüsle döndük dubrovnik'e.. Hortum yaklaşıyordu... 



Süperman'in dobruka şubesi gibi, deniz entarimi :) doladım boynuma dolaştım bu halde sokaklarda.. 
Göbekli süperman...



LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...