14 Nisan 2012 Cumartesi

Geri çok şey kalır...


Ben çok sevdim cıngılını, günlerce de dilime dolandı durdu, 
 "Hayattan rengi alın, geri neyi kalır ki?  "

Ama kafayı biraz kurcalamıyor değil daha sonra, Görme Engelli insanların başka becerilerini nasıl geliştirdikleri, Yaşam dolu halleriyle,Renkler olmazsa, hayatta neyin geri kaldığını bize çok güzel gösterdiklerini düşündüğümde, Vicdan yapmaya başladım, cıngılı söylerken...





13 Nisan 2012 Cuma

Bu Dünya Ne Bana, Ne Sülümana

Ekürim Özlem'le iş çıkışı oturmuş, çaylarımızı yudumlarken 41 yaşına geldiğini belirten bir söyleşi esnasında afalladım " e ben herkese arkadaşım özlem var, 37 yaşında iki çocuk annesi,  bana ablalık yapıyor" diyorum ya hala.."
Evet o tanıştığımız 4 sene önceydi 37, Bense Ahhhh aahhh... 28, ama ben 30 umdan sonra buçuk buçuk anca kabullenirken şimdiki yaşımı ona bir gıdım yaş aldırmamıştım kendimce.


Ee artık otobüste sana yer veren veletlerin yaşlarının ufak olmasından da mı anlamadın yılların geçtiğini be kadın.


Bi de bunların arada "teyze" diyenleri de çıkıyor, ağzının ortasına söyle yapıştırasım geliyor. Bir de kapıya gelen bakkal çırağı, sucu da "yenge" demeye başladı, o da hem yaş almış hem evlenmiş olmanın göstergesi sanırım.


Biri dişimizde bir şey olduğunu söylediğinde ne olduğunu görmek için dişlerimizi çıkarmamızın yeterli olacağı yıllara daha gelmesekte,


Kredi kartı ekstrelerinde gündüz kremlerinin yanında artık gece kremlerinin maliyetinin de yer alması, Ne bileyim efendim, Plateslere falan başlamalar, Tanıdığım bir rus cimnastik hocasının dediği gibi,
"Karın içeri, omuzlar geriye, sporcu duruş" hesabı bir dik yürümeye çalışmalar....


Kalk, kalk, kal... Yürü kızım yürü... Birazdan Kocan gelecek, Salataya soyduğun salatalığın kabuklarını 5 dk bekletin mi yüzünde, yemeğin altını yakmadan, yanına açtın mı söyle bir cabernet sauvignon şarabı, içince sende güzelleşirsin, şu güzelim Cuma akşamında Koca-manın da şenlenir, neşelenir.




Hürremin bile 5 çocuktan sonra hala alıcısı var, gideri var, Sülümana kalmadı bu dünya, bize ne fayda....


Öpüyorum Kocaman kocaman, İyi haftalar....









Gökten Düşecek 3 Elma


Evrene yaz, boşluk bırak  bilmem kaça gönder, dileğin sana geri gelsin hesabı, Enerjiye, telepatiye, ne ekersen onu biçersin teorilerine inanırım ben.

Rahmetli anneannem, ben doğduğumda " kız çocuk eve bereket getirir" demiş ve çok sevinmiş. 
hemen akabinde, Babam işinde yükselmiş, ailemle yaşamadığım öğrenim ve çalışma hayatım boyunca ne zaman ziyaretlerine gitsem İzmir'e o kriz zamanlarında bile satışı yapılamayan mallar satılmış, eve bol bol para girmiştir.

Girdiğim boş mağazalar, dükkanlara adım atmamla dolup taşması, benim sonra kasada kuyruk beklemek zorunda kaldığımda çabası. 

Evet efendim, Bana çocukluğumdan beri "BEREKET GETİREN" misyonu yüklendiği için midir nedir, Bulunduğum ortama bolluk, bereket gelir.

1. Elma, İstanbul'a tayinim çıktığında haftasına terfi edip İstanbul'a gelen Murat, 
2. Elma, nişanlanıp aynı eve çıktığımızda, güzel bir teklif alıp firma değiştirmişti. 

Ne münasebet sayın Koca-man, geçen sene Borsa da kaybettiğin paraların benimle hiç alakası yok. Akıllı olaydın da kumar oynar gibi borsaya para yatırmayaydın. hııhh...

Gökten 3. Elmayı da bir yavrumuz olursa onun getireceğini söylesem de,  " Bizi maddi manevi ömür boyu sömürecek, hayatımıza çöreklenip bizi parmağında oynatacak" gibi şaka yollu senaryolarını da duymamazlıktan gelsem de, Ben O minik ayakları öpüp koklayacağım günlerin hayalini kuruyorum.

Bak göreceksin, bebek olduğunda ona gitarınla ninniler söyleyip,geceleri ben uyanmadan benden çok ilgilenip, seveceksin şaşkın adam...

Sen uykusuzluğa benden daha çok dayanıklısın, Geceleri ilgilenirsin di mi? Ama ama... Benim uykum vaaarrrr...


10 Nisan 2012 Salı

Ne Güzel Bir Komşu

   Ben aşure yapıldığında tüm konu komşuya dağıtılan, eve çat kapı misafir geldiğinde( bakın randevulu demiyorum) hemen üst kat komşumuz Gülten Abla'dan Bir fincan kahve isteyebildiğimiz, kapısında taburesinde oturup müsteri bekleyen mahalle esnafına selam vererek sokaklarında yürüdüğüm Sıcak memleket İzmir'den geldiğim halde, koca katlı siteler diyarı İstanbul da, alışmıştım artık komşusuzluğa.


   Komşum Aysun'la kapıda tanıştık, o arabada cep telefonunu ararken, benden çaldırmam için rica ettiği sırada. Başka bir gün ben davet ettim, dünyalar tatlısı 18 aylık oğluyla bize geldiler, sohbet ettik.


   Ve Aysun hoş geldin, sefalar getirdin... Körün istediği bir göz, allah verdi iki göz, Ben grafiker arıyordum bir süredir, bana çizim konusunda yardımcı olabilecek bu iştende anlayan , komşum Stil danışmanı. Bloğuna bayıldım aysstyle adresinden ulaşabilirsiniz. O çok gülerek okuduğum yazılarından Alisverisdanismani  blogunun sahibesinin  Bahadır' ı  varsa benimde yaz yaz bitmez Murat'ım var dedim.


   Ki ondan sonra gaza gelip bu blogu açmaya karar verdim...




Moda sadece güzide bir semtimiz demedik, elimizin avcumuzun içine yazdık, hafta sonu Pastel renklerde ojeler aldık.


Şımarık kız çocukları gibi pek mutlu oldum sürerken.


Başkası olsa "bak bak bak, kışkanç şey, benim yaptıklarımı yapıyor der" ama Aysu'numuz stil danışmanı olunca, benim gibi french ojeden vazgeçemeyen kalıplaşmışlara , önerilerde bulunmak için açmış bloğunu...


Ojelerimi gören Koca-man hemen atladı, benim için mi süslendin gız. Haaa ha haayyy.. ben hiç kendim için süslenmiyorum hep sana hep sana dimi...


Bu bahar ve yaz renkli geçecek vesselam, renkli t-shirtlerimle, çart çurt renklerdeki öjelerimle kombinlenmeye hazırım ve nazırım.


                        Öpüyorum Kocaman Kocaman

Koca-man' dan Haftanın Seçmeleri


Altta Baxer, üstte kravat gömlek, işten gelir gelmez playstationda fifa oynamaya başlayınca ben, " üstünü değiştirseydin bari" deyince el cevap: "Milli takımı aldım, resmi bir maç oynuyorum". 
ben dumur, hııııı???


Kayseri'ye iş seyahatine gitmeden önce sorar
Koca-man: Ne getireyim Kayseri' den sana, söyle ne istiyorsan
Karısı: Ne getirebilirsin ki, 
Koca-man: Pastırma, sucuk, mantı allahhh... 
Karısı: bi gürü git...


Koca-man: üfffffff...
Karısı: N'oldu şekercan, ne oofffluyorsun
Koca-man: oflamıyorum üflüyorum.
Karısı: eee devam et o zaman...


Yıllar evvel işle ilgili çok canı sıkkın olduğu bir gün 12 saat playstation oynaması sonrası dayanamayıp fişi çektikten sonra bizim evde o alet benden izin alınmadan açılmıyor.
Koca-man: Biraz playstation oynayabilir miyim.
Karısı: Oyna
Koca-man: Ya bir el oynayacağım, Lütfen
Karısı: eee oyna dedim ya. (içimden spot hazırlıyorum, gölge etme başka ihsan istemez:)
Koca-man: Hııımm, tamam o zaman









Aşkım, Kocam, Murat’ım " Bir Panik Ataklı Sendromu"

   Evet telefonumda kayıtlı ismi bu, Aşkım, Kocam, Murat’ım

   Kayıt biraz uzun gelebilir ama hikayesi daha uzun.

   Geçen sene bir gece evde yalnızken başlayan kafatasımdaki batma, “Allah beyin kanaması geçiriyorum galiba şu anda” korkusu ile bende panik atak, başka bir ismiyle panik bozukluğa neden oldu. Allah düşmanımın başına vermesin, 3- 4 ay kesintisiz çektirdi bana.

   Her an düşüp bayılacakmış, ölecekmiş gibi hissettiren, hormonları allaşa edip yorgun ve depresyona sürükleyen,  kalp çarpıntısı, kaygı yaşadığım o dönemde, özel sağlık sigortası şirketi herhalde seneye beni sigortalamaz,  limitini tüketene kadar hastanelerin kardiyoloji, nöroloji, dahiliye doktorlarında “ doktor civanım doktor doktor civanım bi çare aramaya başlamadan önce , sadece Murat olarak kayıtlıydı telefonumda.

   “Aman tanrım, yolda bana bir şey olursa aramak için kim bilecek kocamın murat olduğunu” dedim, “KOCAM MURAT” diye kaydettim,  Ooooo…. Peki kim o telaşla K harfine kadar gelecek de dedim, listenin A dan başlayan ilk sırasına duble bir A ile “ AAŞKIM KOCAM MURATIM” mertebesine ulaştırdım kendisini.  

   Pek sevgili ünlü doktorlarımız, bana psikolojik deyip gönderirken evime, sadece bir Allahın kulu doktor, “siz panik bozukluk yaşıyorsunuz, ister bi psikiyatriste gidin, isterseniz ben size bir P.X.L yazayım” dedi.  Psikolojik dediklerinde kendimi toplarsam düzeleceğim diyorsun ama zaten neşeli ve hayattan keyif alan biriyim neyi nasıl düzelticem bilmiyorum.
   
   Evleneli 3 ay olmuş, Koca-man Murat XXL bir adam bana en ufak bir eziyeti yokken, aileme bile söyleyemedim “ kızımız mutsuz mu acaba” diye düşünmesinler diye.

Ben Mutluyum, mutluydum şu batmalarım ve çarpıntılarım olana kadar…

   Psikoloji gelişim kitaplarımı almadım, “İyi Hissetmek -David Burns” ,  “Yuvaya Yolculuk- Lee Carroll” bir huşu içinde okuyorum da okuyorum.

İnternetten doktor videoları mı izlemiyorum, ki bu rahatsızlıkta vücudun alarm sisteminin bozulduğunu ve kısır döngü gibi tekrarladığını Dr. İbrahim Bilgen’in şu videosundan işte beni anlatıyor dediğimde anladım.

NEFES, NEFES, NEFES… Doğru nefes egzersizleri ile ilaca başlamadan bitirmiştim bozukluğu ben, ama gel gelelim sakinleşeceğim diye Muhteşem Yüzyıl dizisindeki Hekim Kadın Gibi yok o ot senin bu ot benim melisa, kantaron, kedi otu fazla tüketimden batma şikayetlerimi arttırmıştım.  
İşte verilen canım reçeteli İlaçla da tanıştık o günlerde 3 ay kullandım. 

       İbrahim Tatlısesin " Pala Remzi"şarkısının ezgileri eşliğinde bestelediğim

“ Sordum da namın verdiler,
panik atak dediler,
kafana takmak değil,
                                    Seratonin  dediler ."




   Şarkısınında HOBAAA...  halay çeke çeke  iyleştim vesselam hastalık hastası durumumdan da.

   İlaç hafif bir ilaçtı, ama anladım ki bizim metabolizmamız Bu günün dünyanın yükünü kaldıracak şekilde inşa edilmemişti.
 
 Allah neşelerini arttırsın, orta yaşlı teyzeler görürdüm bazen  kendimden utanırdım  "şu yaşımda şu teyzeler kadar olamadım" diye...
   YOK YOOOKKK... artık o teyzelerin "Koy .otune Rahvan Gitsin" modlarının kaynağının antidepresan ilaçlar olduğunu anladım ben. Çünkü ilaçlar adamı o hale getiriyor.

   Benim gibi yaşamı süt liman yaşayan ve hep öyle olmasını isteyen, Mükemmelliyetçi, herkese, her şeye yetişmeye çalışan, kendini ikinci plana atmak pahasına başkalarının mutluluğunu düşünen kişilerde yaşanan bir süreç olduğunu öğrendiğimden beri, her şey tırıs gelip tırıs gidiyor hayatımda.

  Çok hassas bir insandım, Ruhum ağlıyordu belki yıllardır, ben ona ihtiyacı olanları vermemiştim. Yaradana sığındım, her şerde bir hayır vardır dedim, kendimi yeniden keşfettim.

   Bebeğini 6 aylıkken bir virüs yüzünden 2 gün içinde kaybeden bir arkadaşım yıllar sonra bana şunu söyledi; “ eskiden yolda gördüğümüz kendi kendine konuşan tuhaf hareketli insanlara manasız bakardım, şimdi ise acaba neler yaşadı ki bu hale geldi diyorum”

   Koca-man muradımı da , tanıdığım , tanımadığım tüm insanları da kocaman kocaman öpüyorum,

   Sağlıklı geçen her günümüze şükrediyorum.

9 Nisan 2012 Pazartesi

Dünya kadar karnıyarığın olacağına, Fındık kadar mısırlı salatan olsun

Yalan Dünya dizisinde ki Nurhayat ağzıyla derim ki ablacım


"Akıllı Kadın dediğin, Kocasının önüne bir tas çorba bile koysa onu süsleyecek, püsleyecek yemek diye onu sunacak, afiyetle yenecek."

   Şaka bir yana akşam için ne pişirsem derdim sadece kendime, evde yemek olmadığında Koca-man hiç sorun etmez, “söyle şurdan bir pide, lahmacun" der, afiyetle de yer . 

   Bugünlerde kilo aldılar kendileri, “Kış uykusundan uyandın ya, açıkmışsın ne bulursan yiyorsun” diyorum. Alınmıyor da hiç ya, bana böyle  dese 1 hafta bu lafı evirir çevirir hatırlatırım ona.

   Neyse, konu dağılmasın, Ben kursağımızdan sağlıklı bir şeyler girsin (cildim bozulmaya mı başladı vitaminsiz mi kaldım) , sebze yiyelim (amanın kabız mı olduk,  göbek şişti elbiseler çirkin duracak üstümde) diye düşünürken ,  Çorba yaptım akşam için, yanına da brokoli salatası, daha ne olsun.

   Yıllar evvel  koca-man ve  iş arkadaşı anlaşmışlar eşlerle yemeğe gidelim diye, eşleri tanıştırıp kaynaştırıp hafta sonları playstation oynayabilmek amaç , yemezler Kurrnaz Tilki…

   Sohbetin bir yerinde arkadaş, eşinin hazırladığı salatanın üstüne koyduğu mısırdan tutun, yok balzemik sirkesine kadar övünce, Benim gözlerde şimşekler çaktı o anda, zihnimde tokmakla kafasına kafasına vurduğumu hayal ederken

  Ulen Koca-man dedim içimden alemi görüyor musun, bizim Karnıyarıkların bir mısırlı salata kadar kıymeti olmadı hiç”.



Hakkını yemeyeyim bölümü:  Alemin önünde övmezde, yermezde, ama sofradan  “ellerine sağlık çok güzel olmuş deyip gönlünü almadan da kalmaz.
   
   O gün eve gelince bunu dırdır malzemesi yaptığıma sonradan pişman olmuştum orası başka, adamın yemediği haltlar  kalmamış, zira suçluluk duygusu ile yere göğe sığdıramadığı karısından boşanmak üzere olduklarını öğrendiğimde, erkeğin Koca-man’ım  gibi olanına razı olmaya karar vermiştim.

   Ben bu yazıyı yazarken yanımda çekirdek çıtlayan Koca-man bana bakar, ben ona bakar, o çekirdek çıtlamaya devam eder, Aklıma geçen sene gittiğimiz Darıca Hayvanat Bahçesindeki çekirdek yiyen sevimli şempazeler gelir, gider, tren gelir hoş gelir.



Öpüyorum Kocaman Kocaman


Koca-man ve Karısı Haftasonu Eki



   Hafta sonu, kahvaltıya gittik boğaza, ama önce erken kalkılması şarttı, zira bizde sabah saat 10 da kalkılırsa yataktan, kahvaltı evde yapılır. Trafik durumu, mekanların kalabalıklığı, kahvaltı sonrası şart olan yürüyüş seramonisi Murat’ın dışarıya çıkma kriterleri için olmazsa olmazları. 

  Bir süredir hafta sonları yok kongreydi, yok toplantıydı derken şehir dışında olan Koca-man’cığımı yakalamışken, gözümü açar açmaz önce hafiften arkasından sarıldım, baktım uyanmadı, sıkmaya başladım kucaklıyormuşum gibi, gözlerini açıp kapatınca, kolum ayağım tüm bedenimle Angry Bird misali gerindim de gerindim yataktan. piyouuuuuuu... 



   Koca-man, az önce rüyasındaki hatun başkaymışta,  şimdi kim bu yanımdaki der gibi bana baktı ( Otelde uyanmaya alışmaya başlamış erkek sendromu)

   Ben, Barda tanışıp gece eve attığı bir fıstık edaları ile “ Akşam çok tatlıydın , adın neydi senin, Ben Sofia, Ayasofya " diye güne esprili bir şekilde başlarken (müze gibi kadınım vesselam)
  
 Koca-manın uykusu açıldı oyun hoşuna gitti ya keratanın gülümsedi, ama yaratıcılık sıfır adamda “ ben Murat, koyayım da tur at “ esprisini yapmayı ihmal etmedi.
Neyse amacıma ulaştım mı arkadaşım ben ulaştım, yorgun koca neşesi yerinde yataktan kalktı. Her zamanki gibi hazırlanıp kapıda beklemeye başladım...

   Aaaaa.. haksızlık etme adamcağıza, bilgisayar açılacak, o hafta yeni keşfettiği şarkılar İPod'a yüklenecek ki arabada giderken dinlenecek, Şu İstanbul trafiğinde olsun o kadar lüksü...


   Bu arada son günlerdeki favori şarkımız walk off the earth - somebody that i used to know   ı dinleyip dans ede ede gittik hisara. 

   CAfeNar in birinden güzel, Yiğit’in Tabağı, Demet İzmir’de, yok efendim, Aslı Paris’ te gibi menü isimlerinden seçtik her zamanki tabağımızı, ekmekler menemene bandırılırken Murat, aman eksik kalmasın twitledi bizi.

Murat with Koca-manın karısı at CAfeNar 

Öpüyorum kocaman kocaman.

Allah Ne Muradım Varsa Verdi


    Bilemezdim ki yaaaa...  Ne yaptım Ben!!

   O günlerde, Cem Yılmaz karşıma çıksa " what's happening hoca” deseydi  ben de  gevrek gevrek sırıtıp “geleceğe yatırım hoca, dileklerimi mayalying” derdim herhalde.

   Sen misin , sıcak yaz günlerinde pazardan dönerken senden bir bardak  su isteyen teyzelere su veren, poşetlerini taşıyan, anneanneciğim, babaanneciğim deyip hürmette kusur etmeyen…

   Alırsın duaları paşa paşa koyarsın cebine, ve bir gün saati denk gelir ve dilekler gerçekleşir.

    Sonunda Allah benim ne muradım varsa verdi, benim gibi 1.60 boyundaki kadına 1.93 lük  önce 7 yıllık sevgili, ardından Koca olarak Murat'ı verdi.

   Koca-man bkz: Dev adamın koca yapılmış hali 

   Yok tövbe, evlendikten sonra şu huyunu da sonradan gösterdin diyeceğim hiçbir şeyi olmadı, neyse hala o benim kozalağım.

  Analitik mi , analitik bir zeka...

Kahve mi içeyim, çay mı? diye girdiği düşünsel boyutta Kahve içmeye karar veren zekası sorar, sütlü mü içeyim sütsüz mü? Ona da karar verip, şeker atıp atmama aşamasından da geçebilirse şayet, yüzünde başarmanın mutluluğunu yaşayan sevimli bir çocuk edasıyla kahvesini içerken görebilirsiniz kendisini.

   Evlenme kararını vermemizin 7 yıl sürdüğünden varın siz düşünün durumumuzu.

   Bu arada geçen sene evlendik biz, ya da ben evlendim diyeyim, çünkü hala evlilikten korktuğunu, Özgürlüğüne nasıl düşkün olduğunu kendi kendine anlatıp durur arada, bir Yay burcudur kendisi.

   Bu arada benim hangi burç olduğumu hiç merak eden yok mu? Söylüyorum, yok söylemeyeyim açırsınız şimdi halime. 


   Su burcu desem, Anne baba kutsal çocuk üçlemesi, evcimen, kendini evine ailesine adamaya hazır, duygusal, kırılgan desem…  Yengeç olduğumu duyar mısınız mısralarımdan…

   Ben hala ilişkimizi romantik komedi formatında yaşadığımızı düşünsem de, film festivallerindeki eleştirmenler bizim senaryoyu korku, gerilim kategorisinde değerlendirirlerdi eminim.

Abuzer Kadayıf filminden bir replikti  yanılmıyorsam
Hoppala paşam, malkara Keşan…” lafı
Devamını da ben getireyim, “Gelibolu çardak , Lapseki bardak…”

   Ne alaka diye sormayın canım,  alakasız bir hikaye zaten bu, Belki de her şey bir rüya ve ben bir gün uyanıp “ dün gece bir kabus gördüm” deyip başlayacağım yakınlarıma bunu anlatmaya…

   Hadi bakalım, perde açılsın, show başlasın...

   Öpüyorum kocaman kocaman






LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...